| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Osmanlı Devleti , Osmanlı Tarihi

Osmanlı Devletinin tarihi , padişahları , tarih dersi , savaşları , dönemleri hakkında bilgiler barındıran , özgün blog.

Kutsal İttifak Savaşları

Viyana Kuşatması'nın Osmanlılar için bozgunla sonuçlanması Avrupalı devletleri harekete geçirmiştir. Avrupa'da Papa'nın da çalışmalarıyla Kutsal İttifak oluşturulmuştur. Haçlı ordusu olarak da tanımlanabilecek bu birlikte Lehistan , Avusturya , Rusya , Venedik  ve Malta devletleri yer almıştır. Bu devletler kendi cephelerinden Osmanlı topraklarına saldırmış ve Kutsal İttifak Savaşları olarak bilinen bu mücadeler Osmanlıların yenilgisi ile sonuçlanmıştır. Avusturya , Venedik ve Lehistan ile Karlofça Antlaşması imzalanmıştır (1699).

 

Bu antlaşma ile :

 

  • Temeşvar ve Banat bölgeleri haricinde kalan Macaristan toprakları Avusturya'ya bırakıldı.
  • Podolya ve Ukrayna Lehistan'a verildi.
  • Mora ve Dalmaçya kıyıları Venedik'e bırakıldı.
  • Antlaşmanın 25 yıl süreyle geçerli olması ve Avusturya'nın garantör olması kararlaştırıldı. 

Gerileme Dönemi Islahatları

 

Gerileme Dönemi Islahatlarının Genel Özellikleri :

 

  •  Avrupa'nın gerisinde kalındığı fark edilmiş , Avrupa'daki gelişmelerden yararlanılmıştır.
  •  
  •  Islahatlar padişah ve devlet adamları tarafından gerçekleşmiştir. Yapılan düzenlemelerde halkın herhangi bir etkisi yoktur.
  •  
  • Savaşlarda karşılaşılan yenilgiler nedeniyle ıslahatlar askeri alanda yoğunlaşmasına ortam hazırlamış , ancak bu arada başka bazı alanlarda da düzenlemeler yapılmıştır.
  •  
  • Bir önceki yüzyıla göre daha geniş kapsamlı olmasına karşın ıslahatlar kalıcı olmamıştur. Dolayısıyla devletin içinde bulunduğu sorunlar ve aksaklıklar çözümlenmemiştir. 

Orhan Bey'in Ölümü ve Şahsiyeti

Rumeli' de fetihlerin hızla ilerlediği bir sırada Süleyman Paşa'nın ani ölümü,yaşlı Orhan Gazi'yi bir hayli üzmüşyü.Bu sıralarda  küçük şehzadesi Halil'inde ,Marmara'da bir gezinti sırasında Cenevizlilere esir düşmesi daha da yıpranmasına sebep oldu.Evladının acısına dayanamayan Orhan Bey ömrünün son senlerini hareketsiz geçirdikten sonra 1362 yılında vefat etti.Kaynak ve araştırmalar Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa'dan ne kadar sonra vefat ettiği hususunda değişik fikirler ileri sürerek baba ile oğulun  vefatları arasında 2 aydan  2 yıla kadar değişen tarihler vermektedirler.

Buna rağmen Orhan Gazi'in 1362 yılında vefat ettiğine dair kaynaklar daha çok tercih edilmiştir.Orhan Bey yuvarlak yüzlü,çatık kaşlı,uzun boylu,to sakallı,geniş omuzlu ve ela gözlü idi.Yetenekli bir komutan ,yürekli bir kahramandı.Orhan Bey savaşçılığı yanında,halk için  çalışmayı ,medreseler ,yollar,camiler yapmayı da çok severdi.Savaş gibi barıştan da hoşalnır ,zaferlerini kan dökmeden kazımak istedi

İlk Osmanlı Parası

İlk Osmanlı Parası

 

 

İktisadi ve sosyal hayatta büyük bir rol oynayan para,eskiden aynı zamanda bir devletin bağımsızlık alametlerinden sayılmakta idi.Osmanlıların para birimi akçe olup bundan gümüş  sikke kastedilmektedir.Bugüne kadar ilk Osmanlı sikkesinin Orhan Bey’e ait olduğu ve 1327  yılında Bursa’da bastırıldığı bilinmekte idi.Ancak yakın zamanda yapılan bir araştırmada Osman Bey  devrinde de para bastırıldığı  ispatlanamamıştır.Zira 1299 yılında  bağımsızlığını ilan edip adına hutbe okutan Osman Bey’in para bastırmamış olması düşünülemez.Ancak İbrahim Artuk tarafından neşredilen ve Osman Bey’e ait olduğu beliritlen bu gümüş sikkenin nerede ve kaç yılında basıldığı bilinmiyor.Bununla  birlikte 1320 yılından sonra Anadolu’daki Moğol hakimiyetinin büyük bir sarsıntı geçirmiş olduğu dikkate alnırsa Osman Bey’in bu fırsattan istifade ile para bastırmış olduğu  düşünülebilir.

 

Osman Bey ‘e ait olduğu  belirtilen bu gümüş sikke 15mm. Çapında ve 0,68 gr ağırlığında olup İstanbul Arkeoloji Müzesi ,İslami Sikkeler Kabinesi’nin ‘’Anonim Sikkeler’’ arasında bulunmaktadır. Zamanla silinmiş ve biraz da kırık olan bu gümüş sikke değerli  nüzimat İbrahim Artuk tarafından okunmuş ve Osman Bey’e ait olduğu tespir edilmiştir.Böylece bu sikke,anonim olmaktan kurtlduğu gibi,il Osmanlı Sikkesinin de devletin kurucusu Osman Bey devrinde bastırıldığını ortaya koymuştur.

Turancılık

Turancılık ( Türk birliği ) Nedir?

 

Özellikle Osmanlı sınırları dışındaki Türk aydınları arasında Orta Asya Türklüğünü baskı altında tutan Rusya'ya bir tepki olarak gelişti. Rusya'nın Panslavizm politikasına engel olmak ancak bölgedeki Türklerin birlik halinde hareket etmesiyle mümkün olabilirdi. Böylece Pantürkizm akımı ortaya çıktı. Bu akım ilk kez İttihat ve Terraki Cemiyeti tarafından güğnceme getirildi. Başta Enver paşa olmak üzere ittihatçılar Turancılık fikrini savundular. Enver Paşa Kafkasya'daki Türkler ile bağlantı kurmak için Sarıkamış harekatını gerçekleştirdi. Türk birliği fikri dünya Türkleri arasında bir yakınlaşma sağladıysa da aralarında siyasi bir brilik kurulmadı. 

 

Bir diğer dağılmayı önleme çabası olarak:

Osmancılık 

 

 

Osmanlı'da Halk Eğitimi

Örgün eğitimin dışında kalan eğitime halk eğitimi denir. Osmanlı Devleti'nde halk etiğiminin yapıldığı kurumlar cami , dar'l mesnevi , tekke ve zaviyeler , ulema evleri , kahvehaneler ve Türk ocaklarıdır.

 

Camiler :

 

Vakıf kuruluşlarından olan camiler İslamiyetin ilk yıllarından itibaren hem ibadet yeri hem de ilkokul olarak kullanılırdı. Buralarda kız ve erkek çocuklara okuma-yazma ve dört temel işlem öğretilirdi. Osmanlı Devleti , cami cemaatine tefsir , hadis , fıkıh gibi dersler yanında ses , hat ve tezhip gibi özel yetenekleri geliştiren eğitim de verilirdi. Halkın katıldığı bu dersleri , günümüz halk eğitimine benzetmek mümkündür. Halk , her türlü güncel konularıda camilerde görüşür tartışırdı.

 

Tekke ve Zaviyeler :

 

Tarikata bağlı olan kimselerin toplandığı yer olan tekkelerde tefsir , hadis , fıkıh, Arapça ve Farsça gibi dersler öğretilirdi. Tekkeler , İslami ve ahlaki bilgilerin verilmesinin yanı sıra dışarıdan gelenlerin misafir edildiği yerlerdi. Okçuluk , pehlivanlık gibi spor eğitimi veren tekkelerin yanında tasavvuf , edebiyat ve müzik gibi sosyal ve kültürel faaliyetleri de yürüten tekkeler vardı.

 

Kahvehaneler ( Kıraathaneler )

 

Osmanlı Devleti'nde 16. yüzyıldan sonra görülmeye başlayan kahvehaneler , günümüzdekinin tersine birer okul konumudaydı.  Kahvehaneler insanlar arasında bilgi alışverişinin yapıldığı yerlerdi. Burada ünlü Türk kahramanlarının destanları tanıtılır ve kitapları okunurdu. 

Osmanlı’nın Avrupa Devletleri İle İlişkileri

Genç Osman devrinde hükümet  merkezi gibi devletlerin dış işleri de karışıktı.Osmanlı Devleti Genç Osman fecaatiyle.kendi içine dönmüş dışarı ile meşgul olacak zaman bulamamıştı.Lehistan ile yapılan antlaşmaların teferruatı askıda kalmış,Mere Hüseyin Paşa İstanbul’daki Leh elçisini savaş taraftarlığı ile suçlayıp idam ettirmişti.Bu da her iki devlet arasındaki ilişkileri iyiden iyiye bozmuştu.1622 yılında Lehistan ‘dan İstanbul’a kalabalık bir heyet gelerek bir takım andlaşmalar yapıldı.Padişah Rus büyükelçisi ile Lehistan büyükelçilerini aynı anda kabul etti.Padişah’ın huzuruna girmeden önce her iki devletin diplomatları birbirine hakaret ederek tartışmalarda bulundular .

 

Rusya,Lehistan’ın Osmanlı Devleti ile andlaşma yapmasını istemiyordu.Leh heyeti uzun süre İstanbul’da kaldı.Ardı ardına yapılan görüşmelerden sonra 18 Şubat 1623’te  2.Osman akdettiği Hotin  andlaşmasının  hükümlerine uyularak 19 maddelik İstanbul andlaşması imzalandı.Bundan başka yine 1622 Ağustos’unda Erdel prensi Gabor’un temsilcisi,Thurn prensi ile İstanbul’a geldiler.Prens,Avusturya ile münasebetlerinde Divan’dan direktif istiyordu.Ayrıca Budin beylerbeyinin 30,000 askeriyle yardımını istiyor ve Avusturya ile savaşa girmenin de uygun bir zaman olduğunu  ileri sürüyordu.Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında uzun yıllar süren savaş kesilmişti.

 

Hükümet merkezinin karşılıklarla dolu olduğu ve kaht-ı ricalin yaşandığı bir ortamda Avusturyalılar ‘la savaşa girmek akıl karı değildi.Bu bakımdan Erdel Prensi’nin teklifi değerlendirmeye bile alınmadı.Erdel heyeti İstanbul’dan ayrıldığında Divan tarafından Avusturya’ya karşı desteklenme vaadi aldı.Bundan hemen sonra gelen Avusturya heyeti ise  Padişah’a baskı yaparak Erdel Prensi’nin sözlerine kulak asmamasını,böyle bir hareketin her iki devlet için de iyi olmayacağını anlatmaya çalıştı.Avusturya  heyeti bunun yanında Osmanlılar’ın Sitvatoruk andlaşmasına uymayarak birçok Avusturya kalesinin işgal edildiğini şikayet etti.

Lale Devri Islahatları

18. yüzyıl ıslahat hareketleri Lale Devri ile başlar. 1718 Pasarofça Antlaşması'ndan 1730 Patrona Halil İsyanı'na kadar geçen süreye Lale Devri denir.

Bu dönemin en önemli yeniliği matbaanın Osmanlı Devleti'ne getilrimesidir. Aslında Matbaa İstanbul'da 1450 yılından bu yana gayrimüslimler tarafından kullanılmaktaydı. Paris'e elçi olarak atanan Yirmisekiz Çelebi Mehmet , oğlu Sait Efendiyi de yanında götürmüştü. Sait Efendi burada matbaanın kültürel alandaki önemini kavrayarak İstanbul'a dönüşünde İbrahim Müteferrika ile matbaa kurma çalışmalarını yaptı. Hattatlar ve müstensihler işsiz kalacaklarını düşünerek matbaanın kurulmasına karşı çıktılar. Buna rağmen Şeyhülislamın fetvası ve padişahın fermanı ile 1727 yılında Osmanlı Devleti'nde ilk defa resmi devlet matbaası kuruldu. Hattatların işsiz kalmaması için dini eserlerin matbaada basılmasına izin verilmedi. Bu matbaada ilk basılan eser Vankulu adlı bir sözlüktür. 

Kanuni Sultan Süleyman'ın Kişiliği

Kanuni Sultan Süleyman ne babası gibi aniden öfkelenen ne de sakalını ele verecek kadar yumuşaktı. Ciddi ve vakur olup ilerisini düşünerek dikkatli davranırdı. Babasından rakipsiz olarak aldığı saltanatı yarım yüzyıla yakın zaferlerle süslemiş , ordusunun başunda olarak batıya , doğuya birçok sefer yapmış ve son seferinde ordunun kumandanı olarak savaş alanında ölmüştür.

 

Kanuni Sultan Süleyman'ın ünü yalnız seferleri ve kazandığı zafleriyle değil, aynı zamanda koyduğu kanınların devlet teşkilatı ve ordusunu zamanın ihtiyaçlarına göre modern şekilde düzenlemesinde de görülür. Ordu ve donanma onun zamanında dünya ordu ve donanmalarının birincisi olmuş ve toprak teşkilat kanunları yine onun zamanda olgunlaşmıştır.

 

Kanuni Sultan Süleyman iş başına getirdiği kişilerin yetenek ve derecelerini bilirdi. Bundan dolayı kendisine gelişigüzel iltimas ile kişi önerilmezdi. Bundan başka adam yetiştirmesini de iyi bilirdi. Oğlu Selim'in saltanatı süresince ve torunu 3. Murat zamanında kısmen ileri bulunan devlet adamları onun zamanında yetişmiş olanlardır.

 

Sultan Süleyman , Fatih Sultan Mehmet'in yaptırdığı Sahn-ı Seman adlı ilahiyat ve hukuk fakültesinde başka yine İstanbul'da kendi adını taşıyan cami civarında Sahn-i Süleymaniye adındaki tıp ve matematik fakültelerini oluşturmuştur.

 

Sultan Süleyman bilgin ve sanatçılara büyük ilgi gösterirdi. Zamanında yetişen bilgin şairlerin eserlerini kütüphanesinde bulundururdu. 

Fatih Sultan Mehmet'in Denizlerdeki Politikası

Fatih'in Denizlerdeki Politikası:

 

Fatih ; Ege , Akdeniz ve Karadeniz ticaret yollarına egemen olarak Avrupa'yı ekonomik yönden Osmanlı Devleti'ne bağlımlı kılmak amacındaydı. Osmanlı Devleti Gelibolu , İzmit , Gemlik ve İstanbul'da tersaneler kurarak denizlerde Venedik ve Cenevizlilerle mücadele edecek duruma geldi. İmroz , Taşoz , Limni , Bozcaada ve Gökçeada Cenevizlilerden alınarak ( 1456 ) Boğazların ve kıyıların güvenliği sağlandı . Midilli ve Eğriboz Venediklilerden alındı.  Rodos adası Akdeniz'de stratejik bir öneme sahipti. Adayı , Sen Jan şovalyeleri korsanlık faaliyeterindeve dini inançlarını yaymak için üs olarak kullanıyorlardı. Mesih Ahmet Paşa , 1480'de adayı kuşattı ama alamadı.